Lisa Hayward Amerika, özellikle Güney Florida bölgesi için popüler ve herkesin imrenek baktığı çok güzel bir bayan. Şu anda SFL televizyonunda hafta içi her gün saat 5' ten 9' a kadar bir televizyon programı yapıyor. O bir haber spikeri. O bir anne. O bir eş. O bir arkadaş. O bir kız kardeş. O kadar çok şeyi kendisinde toplamış ki, herhangi bir kadının kendine hayran olmaması gibi bir durum söz konusu olamaz.
Enerjisini hemen hissediyorsunuz. Hayatla, kendisiyle barışık. Formunu sabah akşam pilates yaparak korumuyor, saatlerini alışveriş merkezlerinde, cafelerde harcamıyor. Yaşadığı her an onun için kıymetli. Ona gecce.com adına röportaj yapmayı teklif ettiğimde bunun kendisi için gurur olduğunu söyledi ve hikayesinde bana da yer ayırdı. İlk defa ona soru soruldu. İlk defa o terledi. Gecce.com farkıyla işte Lisa Hayward' ın dünyası!
-Aslında Amerika, Florida halkı için çok bilinen saygı duyulan bir isim olmanıza rağmen, Türkiye için yepyeni bir yüzsünüz. Biraz bize kendinizden bahseder misiniz?
Çocukluğumdan beri doktor olmak istemiştim, inanabiliyor musun? Üniversiteye ilk başladığımda altı saatlik kimya dersindeyken, kız arkadaşlarım havuz başında, sahilde güneşleniyordu! O sömestr bittikten hemen sonra, bölümümü iletişim ve gazeteciliğe çevirdim. Bu meslek benim için her gün yenilenen, ücretli bir eğitim gibi. Her gün yeni şeyler öğreniyorum. Başka bir mesleği düşünemiyorum. İşimi çok seviyorum. Evliyim, eşim Fox Tv'de çalışıyor. Okul bittikten hemen sonra tanıştık, ben gecce yazarıydım o ise herkesin göz bebeği olan bir muhabirdi. İki çocuğumuz var, onlar bizi her gün televizyonda görüyorlar ve çok mutlu oluyorlar.
-Mayıs 2007'de Playboy dergisinin playmate kızı seçilen Shannon James ile bir fotoğrafınızı gördüm. Özel bir anınız var mı? Evet, biliyorum çok seksi bir kadın!!!
(gülüyor) Evet çok seksi bir bayan. Sabah şovumuz için bize gelen pek çok ünlü isim oluyor. O geldiğinde ben haberlerin arasında boğulmuştum. Hem de çok önemli bir haberi sunuyordum. Şov bittikten hemen sonra aşağıya indim. Benimle fotoğraf çektirmek isteyip facebook ve twitterına koymak isteyenleri kırmıyorum. Komik ama bu sefer ben sordum. “Merhaba, çok güzelsiniz. Bir fotoğraf çekinebilir miyiz?” Çok güzel ve şekerdi. Birbirmizi twitterda takip ediyoruz :) Bir de hayatı fazla ciddiye almamak lazım, zaten kısa. Ahhh çok konuşuyorum, görüyorsun!!! Çok fazla çalışacağın materyal olacak :)
-Peki, sizi en derinden etkileyen sunduğunuz haber ne diye sorsam?
Sanırım kasırga! Florida'yı neredeyse uçurdu! 1992 yılında olan Andrew kasırgası olduğu sırada ben de Miami'de haber sunuyordum. İnsanlar hayatlarını, her şeylerini kaybediyorlar. Böyle doğal bir felaket karşısında herkes birbirine yardım etmeye çalışıyordu. Ve birçok ev yandı.
-Yangın?
Bir sebeple evler yandı. Ben bir çok Haitili aileye yardımda bulundum. Akrabaları, çocukları yangında vefat etmiş, kaybolmuşlar. Onlar için bir şey yapmak istedim. Ahhh! Kendimi öyle kötü hissetmiştim ki. Bir şekilde kameraya konuşmak istediler. Ağlıyorlardı ve benimle konuşmak zorunda değillerdi. Ben o durumda olsaydım, konuşabilir miydim bilmiyorum.
-Diyelim, eşinizle kavga ettiniz ya da ailenizde büyük bir problem var. Programa çıkarken zorlanmıyor musunuz?
Bunu çok yapmak zorunda kaldım! Zor! Farkındayım, bir işim var ve bunu yapmak durumundayım. Kameranın kırmızı ışığını gördüğümde biliyorum ki, canlı yayındayım. Gün içinde problem yaşadınız, ya da önceki gecce uyuyamadınız. İzleyicilerinize bunu nasıl gösterirsiniz ki? İzin veremem buna. Bazı isimler biliyorum, şimdi isimlerini söylemeyeyim ama kötü bir gün geçirdiğini hemen ekranda yüzlerinden anlıyorsunuz. Ben bunlardan kaçınıyorum. Şahsi problemlerinizi kapıda bırakın ne de olsa şov devam etmeli!
-Eşinizde medya sektöründen üstelik, çok renkli meşgul bir hayatınız var gibi görünüyor. Buna ayak uydurmak zor değil mi?
Aman Tanrım!
-Çok zor gözüküyor dışarıdan :)
Bu işe gecce yazarlığı ile başladım, gecce 11' den sabah 8'dek çalışıyordum. Her türlü çalışma saatlerinde, gündüz-gecce olsun. Muhabir olarak başlamak, özellikle Florida'da ne kadar zor biliyorsun. Her koşulda çalışmayı sevdim. Her gün yeni bir insan, başka bir öyküyle geliyor. Bence, herkesin anlatacak, söyleyecek bir hikayesi var. Saate bakıyorum, 30 dakikam daha var diyorum. Daha güzel olmalıyım. Her an bir yarış var, en iyisi olmalısınız. Özellikle sabahın 4'ünde 5'inde beklentiler daha yüksek. Günün sonuna gelirken o makyaj, o saç spreyleri düşündüğün kadar da etkileyici değil. Zevkli, evet zevkli.
-İşini çok seviyorsun...
Evet, hiçbir şikayetim yok. Nasıl ayak uyduruyorum? Daha öncede söyledim, yaşamak için sadece bir hayat var. Çok insanlarla tanışmak istiyorum, yapabildiğim kadar. Ölmeden önce her şeyi yapmak istiyorum. Aa paraşütle atlamayı yapmadım mesela. Herkes gibi benimde problemlerim, endişelerim oluyor.
-Yok gibi gözüküyor...
Çocukluğumdan beri üzgün bile olsam, bir gülücük koyarım yüzüme. Sonucunda mutlu olacağımı bilirim. Pozitif kimlik!!!
-Gelelim karşılaştırmaya! Türkiye'de yapılan sabah programları “Sabah Şekerleri” tadında yapılırken, siz gayet basit, elegant bir isimle izleyicinizle buluşuyorsunuz. “The Good Morning Show”. Siz ve çalışma arkadaşlarınız ya da Amerika'daki popüler, magazinsel kimliğe sahip kişilerin bu kadar arkadaş canlısı, doğal olmasının sırrı ne? Neden burnunuz havada değil?
Neden şımarık olmalıyım ki, kendini daha farklı gösterme havası, bilemiyorum. Ben kimseden daha önemli, büyük değilim. Twitter'da yazdığım gibi evet ben bir anneyim, spikerim, eşim, arkadaşım. Ama benim en büyük işim bu dünyada, çocuklarımı nazik, iyi eğitimli birer birey yetiştirebilmek. Gerçekten anlamıyorum, burnun havada olmasını. Şımarık olarak, kendini havada sanarak hiçbir arkadaş kazanmazsın. Ne kadar çok arkadaş canlısıysan, o kadar çok da iş kapıyorsun. Belki aylar sonra biri benim için, aa ne kadar iyiydi onun şovuna gideyim diyecek, öbür şova gitmek yerine...
-İşe yarıyorMesala bazı Türk artistlerimiz çok şımarık, gerçek arkadaşlara sahip değiller, ilişkileri başarılı olamıyor. Özellikle son zamanlarda twitter üzerinden kavga ediyorlar.
Nasıl yani, twitter üzerinden mi? Neden ki?
-Gerçekten ben de bilmiyorum.
Dafa fazla takipçi toplayabilmek için mi?
-Belki de. Yani, tüm muhabirler artık twitter üzerinden takip ediyor ve daha kolay seslerini duyurabiliyorlar.
Hmm enterasan. Eşimin ailesi İngiltre'den. Onları ziyarete gittiğimde bana ne kadar arkadaş canlısı olduğumu söylediler. Elbette ben Amerikanım, dedim! Diğer ülkelerle karşılaştırdığımda biz biraz daha cana yakın, sempatik, fazla takmıyoruz, umursamıyoruz. Yani ben buyum, istersen seversin, umarım seversin ama sevmezsen de bundan endişe duymam. Rahatız.
-Sırlarına bayıldım! Bana gecce 1'de uyanıp, hazırlanıp sabah kanala gittiğini söyledin. 5'ten 9'a programın var. Kanalda işlerin bittikten sonra 2 çocuğun, eşin, sporun ve sosyal hayatını asla aksatmıyorsun. Sadece Türk kadını olarak söylemiyorum, herhangi bir kadın, nerede yaşarsa yaşasın bunun 10'da birini bile yaparken zorlanıyor. Hayranlarınızla herşeyinizi de twitter ve facebook üzerinden paylaşıyorsunuz.
-Belki çok fazla! Eskiden çok içime kapanıktım. Bir arkadaşım bana ne kadar açık olursam, insanların beni o kadar sevebileceğini söyledi. Kimse mükemmel değil ki.
Bazen sırlarınızı insanlara söylemelisiniz, onlara o şansı vermelisiniz. Birşey söyleyeyim mi, çocuklarım olduktan sonra daha relax oldum, ben onlara iyi bir rol model olmalıyım. Büyüdüklerinde, benden bahsederken annem hem çalıştı hem de bizi harika yetiştirdi demelerini isterim. Hem ne kadar çok çalışırsam, o kadar da eğlenmeyi hak ediyorum!
-Hiç Türkiye' de bulundun mu? Daha doğrusu vaktin oldun mu?
Hayır, daha değil. Gezmeyi, tatilleri çok seviyorum ama çocuklar biraz daha büyüsün eşimle gidebiliriz. Türkiye nasıl bu arada, önerir misin?
-Elbette! Bu yaz giderken seni de götürebilirim :)
Ve son sorum. Herkesin bir hikayesi vardır, bana hikayenizi gönderin diyorsun. Şimdi ise yabancı olduğunuz bir ülkenin, en iyi magazinine röportaj vererek sizde bugün bir hikaye yarattınız. Neden gecce.com' u kabul ettiniz?
Normalde soruları soran bendim, değişik bir duygu mikrofonun bana dönmesi. Bu röportaj Amerikalı bir gazeteci ile Türk gazetecinin karşılaşması oldu. Ve buna değer! Hem daha evvel de söylediğim gibi, dünyanın değişik yerlerinden insanlarla karşılamak dünyayı güzel kılıyor. Hem daha evvel Türk arkadaşım olmamıştı. Benim için Türkiye'nin en önemli magazinine röportaj vermek büyük fırsattır.
Bu röportaj bittikten hemen sonra Lisa'ya gecce.com' un hediyelerini verdik. Bunlardan biri olan kocaman nazar boncuğuna bayıldı. Haftaya yine burada buluşalım :)